web statisticsweb statistics Çorum | Osmancık | Kamil Köyü

   
 
Dernek Haberler

Sayaç
Bugün : 96
Dün : 272
Toplam : 832982

Faydalı Linkler
Osmancık Milli Eğitim
Osmancık Kültür Turizm
Osmancık Gündem
Osmancık Gazetesi
Osmancık Haber
Osmancık Havadis
Osmancık Net Haber
Osmancık Hastanesi
Osmancık Yayla Haber
Osmancık Belediyesi
Osmancık Kaymakamlığı
Çorum Belediyesi
Çorum İl Özel İdaresi
Çorum Valiliği

 

 

 

 

 

 

 


 

Kamil Köyü web sitemiz; Tüm köy halkı adına onların düşüncelerini, yaşantısı ve hayatını gelecek nesillere aktarma düşüncesi ile hazırlanmıştır.

Kamil Köyü / Köyümüz Hakkında
 

Kamil Köyü Tarihi

Türkiye’de bulunan arşiv ve kütüphanelerde herhangi bir köyün tarihine ait bilgilere ulaşmak oldukça zordur. Köyün ne zaman kurulduğu, köye gelip yerleşen ilk toplulukların kimler olduğunu tespit etmek mümkün olmaz. Çünkü arşivlerde köylere ait bilgiler oldukça azdır. Osmanlı devletinde 15. yüzyıldan itibaren tutulan tapu tahrir defterlerinde köyler hakkında bilgi edinilebilir.  Bundan başka köyde cami, türbe, zaviye, tekke gibi dini yapılar varsa bilgiye ulaşmak kolaylaşır. Çünkü bu yapıların yapılış tarihleri, faaliyetleri hakkında vakfiyeler mevcuttur. Bu belgelerde, o köyle ilgili bilgiler vardır. bu yönden bakıldığı zaman kamil köyünde herhangi bir dini yapıya rastlanılmaz. Bu da köyün kuruluşu ve gelişimi hakkında bizlerin bilgi sahibi olmasını engellemektedir.

Osmanlı arşivinde kâmil köyü ile ilgili en eski belgeler 1845 yılına aittir. bu tarihte tüm Osmanlı ülkesinde bir sayım yapılmıştır. Osmanlı devletinde Tanzimat’ın uygulandığı bütün şehirler ve köyler tek tek sayılmıştır. Kamil köyünün sayım defteri, İstanbul’da başbakanlık Osmanlı arşivinde, maliye nezareti temettuât defterleri katalogunda 15004 numara ile kayıtlıdır. temettuât sayımları olarak da bilinen bu sayımların yapılma sebebi ise, daha önce değişik adlarla alınan vergilerin yerine bir verginin konması için hane reislerinin gelirlerinin tespiti ve malî imkânların belirlenmesidir. Bu sayımlar, muhtar ve köy imamları gibi mahallî idareciler tarafından yapılmıştır. Defterlerde hane reislerinin isimleri, meslekleri, tarla, bağ, bahçe, dükkân, değirmen gibi gayrimenkulleri, hayvanları ve vergileri ayrıntılı olarak yazılmıştır. Kamil köyüne ait olan defter 27 sayfadır. Defterdeki bilgilere göre köyde 87 hane vardır. Her evde ortalama 5 kişinin yaşadığını düşünürsek, 1845 yılında kâmil köyünün tahmini nüfusu 435 kişidir.

Bu sayım defterinin başlangıcındaki bilgilere göre, 1845 yılında kâmil, Sivas eyaletinin Amasya sancağı dâhilinde, zeytun kazasına bağlı bir köydür. 1841 yılında zeytin kazası bir irade ile Amasya sancağına bağlandı ve bir müdür ve muavin tayin edilerek yönetildi. Muhtemelen kâmil köyü, bu tarihten önce, şimdi bağlı bulunduğu Osmancık kazası dâhilinde idi. Osmancık kazası da çorum sancağına bağlı idi. kâmil köyünün hangi tarihe kadar Amasya sancağına bağlı kaldığını tespit edilememiştir. Ancak Türkiye cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte çorum ili içerisinde yer aldığı biliniyor. bu yazıda 1845 yılında yapılan sayım defterindeki bilgilere göre, kamil köyünün sosyo-ekonomik yapısı ortaya konulacaktır. Köyün tarihi ile ilgili araştırmalarımız devam etmektedir. Bilgilere ulaştıkça yayınlanacaktır.

Bölgenin kısa tarihi

Kamil köyünün de içinde bulunduğu, bu bölgeler Türklerin Anadolu’ya geldikleri ilk zamanlarda Türklerin hâkimiyetine girmiştir. Türklerin Anadolu’ya girmeleri iki bölüme ayrılır. Birincisi 1071’deki Malazgirt savaşına kadar, Selçuklu sultanlarının ele geçirdikleri sınırdaki üslerin dışında, giderek derinlere sokulan akınlar şeklinde olmuştur. ne var ki bu akınlardan sonra akıncılar doğudaki karargâhlarına dönmüşler ve Bizans ordusuna geçen çok az kişinin dışında, bu ülkeye yerleşmeye çalışmamışlardır. Oysa Malazgirt’ten sonra, ikinci bölümde akıncı grupları bu ülkede kalmaya başlamışlardır. Sultanların tutumunda ise herhangi bir değişiklik olmamıştır. Bizans ordusunun karşı koyma gücünün tamamen çökmüş olması, Anadolu’ya gelen akıncıların burada kalmalarına ve varlıklarıyla bu ülkede giderek bazı değişikliklere yol açmalarına neden olmuştur.

Kızılırmak ve Yeşilırmak vadilerinde 11. yüzyıl ortalarından sonra Türk gazilerinin akınları başlamıştır. 1054, 1057, 1058 yıllarında yapılan bu ilk akınlar gelip geçici de olsa Amasya, Çankırı, Kastamonu yörelerinde yaşayan halkı etkilemiş ve bunlar kendi yerleşmelerini terk ederek sur ya da kalesi olan kentlere sığınmaya başlamışlardır. danişmendnâme’ye göre Alparslan ümerasından emir danişmend ahmed gazi, 1071 Malazgirt savaşına katıldıktan sonra bu yörenin fethine memur edilmiştir. Ahmet gazi, 1071’de Sivas, kayseri ve Malatya’yı, 1073 tarihinde de tokat ve Zile’yi almış ve buradan da Niksar, Amasya, çorum, Çankırı, İskilip ve Elbistan’a ilerlemiştir. Amasya’nın fethi için 1075 tarihi verilmektedir. Süleyman şah’ın 1085’te Anadolu birliğini kurmayı başardıktan sonra aynı yıl ölümü üzerine kendi yerine tayin ettiği emirler istiklal kazanarak kendi beyliklerini kurmuşlardı.

11. yüzyıl sonlarında Anadolu’nun çeşitli yönetim birimlerine ayrıldığı ve bunlar içinde özellikle danişmentli beyliği’nin kuvvetlenerek genişlediği belirtilmektedir. danişmend Ahmet gazi Sivas, Kızılırmak, Yeşilırmak ve Kelkit suyu dolaylarıyla Amasya, tokat, Niksar, Çankırı, Ankara ve Malatya’yı içine alan beyliğini kurmuştu. danişmendliler Anadolu Selçuklularına bağlı olarak yaklaşık 1095’ten 1175 yıllarına kadar yukarıdaki bölgelerde hüküm sürmüşlerdir. Esas olarak Sivas, tokat, Amasya çevresinde kurulan beylik, 1127-1142 yılları arasında genişleyerek Ankara, Çankırı, Kastamonu, çorum ve Yozgat çevrelerini de içine almıştır.

Danişmend beyliği’nin Anadolu Selçuklu hâkimiyetine geçmesinden sonra kayseri-çorum-Kastamonu hattının doğusunda kalan ve Sivas’ın merkez olduğu genişçe bir saha “danişmendiye vilâyeti” adını taşıyordu. Güneydoğu Anadolu’nun aksine olarak, danişmendiye topraklarında hakim olan yaşayış tarzı yerleşik hayat olup, göçebelik ikinci sırada geliyordu. Şehirler ve kasabalar daha sık, daha kalabalık olup, sanayi ve ticaret faaliyetleri çok ileri idi.

Bu bölgeler Osmanlı devleti yönetimine yıldırım Beyazıt tarafından katıldı (1398). daha önce buralarda kadı burhaneddin devleti hüküm sürmekte idi. bu devletin sona ermesiyle ona bağlı bütün yöreler, Osmanlı hakimiyetine girdi. Çorum yöresi Amasya’da bulunan şehzade çelebi Mehmet’in yönetimine bağlıydı. Timur’un Anadolu seferinden sonra, çelebi mehmed yöreyi hâkimiyeti altında tutmak için, bağımsız davranmaya başlayan birçok Türkmen beyi ile çarpışmak zorunda kaldı. bu durum, onun Osmanlı devleti’nin birliğini sağlamasından sonra da sürdü. Çelebi Mehmet’in devleti yeniden derleyip toparlamasından sonra çorum bölgesi eyâlet-i rûm’daki yerini almıştır. Rum Beylerbeyiliği merkezinin zaman zaman Amasya ve zaman zaman tokat olduğu görülmektedir. rûmiye-i suğra eyaleti de denilen bu eyalete bağlı livalar: Sivas, Amasya, çorum, bozok, Divriği, canik ve Arapkir idi.

Osmanlı devletinde köy

Kır iskân merkezleri olarak tarif edilen yerleşme yerleri, köy ve mezra’alardır. şehir iskânından farklı olarak sadece, toprak mahsulleri yetiştiren, yani ziraatla meşgul olan ve bununla geçinen, üzerinde yaşadığı toprak parçasıyla organik bir vahdet teşkil eden kır iskânına köy adı verilmektedir. Kırsal nüfus, köy denilen sosyo-ekonomik, idarî ve coğrafî açıdan belirli özelliklere sahip bir yerleşim biriminde yaşayan, birbiriyle sürekli ilişkide bulunan ve ortaklaşa sorumluluklar yüklenen küçük topluluklardan oluşur.

Köy muhtarlıkla yönetilen idarî bir birimdir. Köyler bu dönemde de en küçük yönetim birimi olma özelliklerini korumuşlardır. 1833’ten başlayarak mahalle ve köylerde muhtarlık örgütünün kurulması ile halk-hükümet ilişkilerinde aracılık görevi resmen muhtarlara verilmiş ve bu durum değişmeksizin günümüze dek sürmüştür.

“1864 vilâyet nizamnamesiyle” köylerde muhtarların seçilmesine yeni uygulamalar getirilmiştir. Buna göre köylerde ikişer muhtar olacak, fakat bir köy 20 hâneden az ise tek muhtar olacaktı. Muhtar ve ihtiyar meclisi a’zâsı 30 yaşında bulunan ve senelik devlete 100 kuruş vergi veren kimseden olacak, bir sene için seçilecektir. Görevlerine gelince, kendilerine tebliğ olunan kanun ve nizamnameleri ilan ile vergilerin toplanması, doğum ve ölümlerin kaydedilmesi, isteyenlere seyahat izni verilmesi idi. her köyde bekçi ve korucu adlarıyla köy zabıtası oluşturulacaktı. İhtiyar meclisleri de, en fazla 12, en az 3 kişiden oluşacaktı. Muhtar ve heyetini seçecek kişiler ise 18 yaşından büyük ve devlete yıllık 50 kuruş vergi verenlerdi. Bunlar, senede bir defa köyde toplanarak  seçimi gerçekleştiriyorlardı.

1845 yılında yapılan sayımlardaki bilgilere göre kâmil köyünün sosyal ve ekonomik yapısı

1- Kamil köyünde tarım hayati (1845 yılında)

Osmanlı devletinde özel şahıslara toprak mülkiyeti tanınmamış ve bütün arazi devletin malı kabul etmiştir. Bağ, bahçe ve içine ev yapılmış olan çevrili yerler, kişinin mülkü sayılmaktadır. Bu toprakları ekip biçen köylü halkın, bahçe, bağlar hariç, ellerindeki arazilerini başkalarına satmaya hakları yoktur.1856 yılından itibaren Osmanlı devletinde de özel mülkiyet başlamıştır. Devlete ait topraklar şahısların eline geçmiştir.

Tablo-1 Toprağın kullanım alanları itibarıyla dağılımı, 1845 yılında

Kamil köyünde 1845 tarihinde ekili ve dikili araziler

Ekili araziler/ tarlalar   : 168,5 dönüm
Dikili araziler /bağlar   : 102 dönüm
Toplam                       : 270,5 dönüm

1845’te yapılan temettuât sayımlarındaki bilgilere göre, kâmil köyünde özel tasarruf hakkı altında bulunan ekili ve dikili arazilerin toplamı 270,5 dönümdür. Köyde, ekili tarlalarda yetiştirilen ürünler buğday ve arpadır. Çok az miktarda da soğan ekimi yapılmaktadır. Köyde dikili arazileri olarak sadece bağlar yazılmıştır. Bahçe, bostan gibi dikili araziler kayıt edilmemiştir. Köyde bulunan bağlarda üzüm yetiştirildiği görülmektedir.

a) Hanelerin sahip oldukları ekili arazilerin büyüklükleri

Tablo-2. Arazi büyüklükleri ve araziye sahip olan hane sayısı

Mevcut ekili tarlaların köy halkı arasında dağılımının ne şekilde olduğunun tespit edilmesi de mülkiyet ilişkileri açısından mühimdir. Kamil köyünde yaşayan 87 haneden sadece 1 kişinin ekili bir tarlası bulunmamaktadır. Köyde tarım arazilerinin büyük çoğunluğu 1-2,5 dönüm arasındadır. ( köyde 1 dönüm toprağı olan 21 hane, 1,5 dönüm toprağı olan 17 hane, 2 dönüm toprağı olan 21 hane ve 2,5 dönüm toprağı olan 15 hane bulunmaktadır). Köyde, 3-5,5 dönüm arasında toprağa sahip olan hane sayısı ise 12’dir.  (3 dönüm tarlası olan 7 hane, 3,5 dönüme sahip olan 2 hane, 4 dönüm toprağı olan 1 hane, 5 dönüm toprağı olan 1 hane ve 5,5 dönüm toprağı olan 1 hane bulunmaktadır).

Bu tarlalardaki tarımsal faaliyetleri, bir aile kendi araçları ve emek gücüyle yapabilmekte idi. bunun sonucunda ancak kendi evinin geçimini sağlayabilecek gelir elde edilmekte idi. bu da bir hanenin tarlasını işlerken kendi kendine yeterli olduğunu göstermektedir. Kamil köyü gibi kırsal yerleşim biriminde yaşayanlar, birbirleriyle sürekli ilişkide bulunan ve ortaklaşa sorumluluklar yüklenen küçük topluluklardan oluşmaktadır. Bir tarlaya sahip olmanın temelinde yatan ekonomik neden, ailenin geçimini sağlamaktır. Köylü ekonomisinin önemli bir diğer özelliği de tarlaların küçüklüğüdür. Ailenin sahip olduğu toprak miktarı, orta büyüklükte bir ailenin geçimini sağlayabilecek kadardır. Tarlaların küçük oluşunun önemli bir sonucu ücretli işgücüne gerek duyulmamasıdır. Tarlalar küçük ve getirebilecekleri gelir çiftçiyi ancak geçindirebilecek kadar olduğundan köy topluluğunu oluşturan haneler arasında gelir ve yaşam düzeyleri bakımından büyük farklar yoktur.

Kamil köyünde toprağın eşitlikçi bir şekilde küçük ve orta büyüklükler halinde dağılmış olduğu görülmektedir. Hane başına ortalama 1,95 dönüm arazi düşmektedir. Dönümleri küçük de olsa 86 hanenin toprak sahibi olması ve bunlar arasında büyük toprak sahiplerin azlığı köyde toprakların adil olarak aileler arasında dağıldığının bir göstergesidir. Köydeki toprakların çoğunluğuna sahip olan bir ağalık sistemi yoktur. Köyde ekili arazilere sahip olan kişilerin çoğunlunun mesleğinin çiftçi olduğu görülmektedir. Mesleği farklı olan iki hane reisi vardır. Bunlardan biri köyün imamı, diğeri ise köyün hatibidir.

Köyde ekilebilen toprağın büyük bir kısmına sahip olanlar küçük çiftçilerdir. Köyde en büyük araziye sahip olan kişi arabacı oğlu İbrahim’dir. bu kişinin 5,5 dönüm ekili tarlası bulunmaktadır. İkinci büyük toprak sahibi olan cebren oğlu Ömer’in, 5 dönüm tarlası vardır. Üçüncü sırada, 4 dönüm tarlası bulunan beden oğlu âli gelmektedir.

Köydeki ekili arazilerin hepsi, toprak sahiplerinin kendi tasarrufu altında bulunmaktadır. Sayım defterindeki bilgilere göre, köyde ortakçılık yoluyla toprakların kiralanmadığı görülmemektedir. Bunun sebeplerinden birisi, köydeki herkesin tarlasının olmasıdır. Diğer bir sebepte köyde büyük arazilerin bulunmamasıdır. Küçük tarlalara sahip olan çiftçiler topraklarını kendi imkânlarıyla rahatça ekip biçmektedirler.

b) Bağcılık

Bağcılık kaza ve köy tarımında önemli bir yere sahiptir. Bağcılık ve bahçecilik tarla tarımına göre emek-yoğun faaliyetler olup nüfusun yoğun olduğu kasaba ve şehir çevrelerinde oldukça yaygındır. bağ ve bahçe ürünleri pazara dönük ürünlerdir. Bağlar 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı imparatorluğun bazı bölgelerinde tarım yapılan toprakların önemli bir bölümünü meydana getiriyordu.

1845 yılında köyde yaşayan 87 haneden 86’sının bir bağı bulunmakta idi. bu bağların büyük çoğunluğu 1 dönüm idi. köydeki 61 ailenin 1 dönüm bağı bulunuyordu. (1,5 dönüme bağa sahip olan hane sayısı 15’tir. 3 hane 0,5 dönüm, 3 hane 2 dönüm, 3 hane 2,5 dönüm ve 1 hane 3,5 dönüm bağa sahipti). Köyde, en büyük bağa sahip olan kişi beden oğlu âli idi. bu kişinin 3,5 dönüm bağı bulunuyordu.

2- Kâmil köyünde hayvancılık (1845 yılında)

Hayvan yetiştiriciliği, en önemli ziraî faaliyetlerden biridir. Tarımla uğraşan haneler çeşitli amaçlarla hayvan yetiştirirlerdi:

a) At, öküz ve manda gibi hayvanları koşum ve yük taşımada işlerinde kullanmak
b) Gübre sağlamak
c) Çiftçinin kendi ailesinin peynir, yağ, süt, et, deri ve yapağı ihtiyacını gidermek
d) Bu ürünleri piyasa için üretmek.

Tarla tarımını temel faaliyet olarak yürüten çiftçiler, hayvanları üretim faaliyetlerinin yardımcı araçları olarak kullanırlar. Buralarda hayvanlar, gübre sağlar, taşıma, çift sürme, harman işlerini görür, çiftçinin hayvan ürünü ihtiyacını karşılardı. Buna karşılık hayvancılığı temel faaliyet olarak yürüten bir işletme, pazar için et, yağ, süt, deri ve yapağı üretmek üzere hayvan yetiştirirdi.

a) Büyükbaş hayvancılık

Köyde öküz, gibi koşum işlerinde, katır, beygir, merkep, yük işlerinde kullanılan ayrıca inek gibi sütünden ve etinden yararlanılan çeşitli büyükbaş hayvanlar beslenmekte idi. 1845 yılında yapılan sayım defterinde hanelerin sahip oldukları hayvanların sayıları ve yıllık getirdikleri ayrıntılı bir şekilde verilmiştir.

Köyde en çok beslenen büyükbaş hayvan 77 adetle karasığır öküzüdür. 43 hane sahibinin karasığır öküzüne sahip oldukları görülmektedir. Köyde yaşayan 9 hanede 1 öküz, 34 hane de ise 2 öküz bulunmakta idi. bilindiği gibi, koşum için bir çift öküze ihtiyaç vardır.  Köyde tarım yaygın bir biçimde yapıldığı için, çift sürme işlerinde koşum hayvanlarının önemi inkâr edilemez.

Çift sürme işlerinde gücünden yararlanılabilen hayvanlar öküz, at ve katırdır. Osmanlı çiftçisi bunlardan en çok öküzü kullanıyordu. Bir çift at bir iş gününde 6-7, bir çift öküz ise 3-4 dönüm toprak sürebiliyordu. Fakat öküz özellikle eğimli ve dik topraklarda çift sürmek için daha elverişli idi. üstelik öküzün beslenme gideri daha azdı.

Defterdeki bilgilere göre, kâmil köyünde ekili tarım arazilerinin sürülmesinde kullanılan en önemli koşum hayvanın karasığır öküzü olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü kayıtlarda bu hayvanların dışında çift sürmek için kullanılabilecek hayvanlar olan, katır ve at sayısı çok az miktardadır. Camus (manda) öküzü ise köyde beslenmiyordu.

Köyde karasığır öküzünden sonra en çok beslenen hayvan, karasığır ineğidir köyde yaşayan 87 haneden 46’sının, evinde bir sığır ineği vardı. Bu durumda 41 hanede de bir ineğinin beslenmediği anlaşılmaktadır. Köyde inek sahibi olan kişilerin evlerinde 62 adet inek bulunuyordu. Genellikle köyde her evde 1 inek besleniyordu. ( 32 ailenin 1 ineği vardı). bu durumda hanelerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak için inek beslediklerini söylemek mümkündür. Bunun yanında, köyde 2 ineği olan 12 hane ve 3 ineği olan 2 hane vardı. Birden fazla ineğe sahip olan bu hanelerin pazara dönük üretim yaptıkları düşünülebilir. Sayım defterindeki bilgilere göre bir inek yıllık 20 kuruş gelir getirmekte idi. ancak, bu gelirin ineklerden elde edilen en önemli ürün olan sütten mi, yoksa peynir, yağ, yoğurt gibi mamullerden mi elde edildiği kayıtlarda belirtilmemiştir.

Günde iki kez olmak üzere inek ve mandalar on ay sağılabiliyordu. Osmanlı devleti’nde 19. yüzyıl başlarında bölgesine göre değişmekle birlikte yılda bir inek, 192-770 kilogram dolaylarında süt verebiliyordu. Osmanlı ülkesinde sütü için beslenen camus ineklerinin, kâmil köyünde yetiştirilmediği görülmektedir.

Yük taşımak, bağ ve bahçeye gitmek için en çok bulunan hayvanlardan biri de merkeptir. 1845 yılında, köyde 52 hanede 53 merkep bulunuyordu.  51 ailenin 1 merkebi ve 1 hanenin 2 merkebi vardı. Karasığır ve sağmal sığır inekten sonra köyde en çok beslenen hayvan merkeptir.  Köydeki beygir sayısı ise merkebe göre çok azdır. Köyde 14 hanede 14 adet beygir vardır.

Bütün bu bilgiler sonucunda köydeki büyük baş hayvan yetiştiriciliği ile ilgili şunlar söylenebilir: köyde büyükbaş hayvancılık tarımsal üretim faaliyetlerini tamamlayıcı bir nitelik taşımaktadır. Hayvancılık temel üretim faaliyeti olarak görülmemektedir. Hayvanların büyük bir kısmını sağmal inek ve koşu öküzleri oluşturmaktadır. Ailelerin çoğunluğunun bir inek sahibi olması bu hayvanların evin ihtiyaçları için beslendiği fikrini ortaya çıkarmaktadır. Yine koşu hayvanları da tamamen tarım arazilerinin sürülmesinde kullanılmaktadır. Köyde toplam olarak 245 adet büyükbaş hayvan vardır.

b) Küçükbaş hayvancılık

Osmanlı devleti’nde küçükbaş hayvancılık, daima önemli bir faaliyet olmuştur. Göçebe topluluklar, bu faaliyeti tek geçim kaynağı olarak sürdürüyordu. Bunlar, pazara dönük olarak küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine ağırlık veriyorlardı. İmparatorlukta, özellikle nüfus yoğunluğunun azlığı hayvancılığı teşvik ediyordu. Ülkede tarım yapılmayan toprakların fazlalığı hayvan yetiştiriciliğine elverişli bir ortam sağlıyordu. Özellikle dağlık iç bölgelerde ulaşım imkânlarının yetersizliği, çiftçiliğin gelişmesine engel olmakta idi.

Kamil köyünde sakin 87 haneden 9’unun sağmal keçisi, 16 hanenin de sağmal koyunu bulunmaktadır. Defterde sağmal keçi ve koyunların gelirleri yazılırken kuzu ve oğlaklarıyla birlikte değerlendirilmekteydi. Buna göre bir baş sağmal keçi oğlağıyla bir baş sağmal koyun da kuzusuyla, yıllık 5’er kuruş gelir getiriyorlardı. Bu hayvanların sütünden etinden ve yününden faydalanılıyordu.

Tablo 4- Küçükbaş hayvan sayıları ve bunlara sahip olan haneler

Osmanlı devleti’nde bir koyun yılda 51-77 kilogram dolaylarında süt verebiliyordu. Defterlerde bir de yoz olarak belirtilen keçi ve koyunlar bulunmaktaydı. Bunlarda yıllık 2,5 kuruş gelir getirmekteydi. Bu hayvanlar ise eti, kılı ve yünü için beslenmekteydi. Elde edilen kıl, yün gibi ürünler ya doğrudan doğruya ham olarak ya da halı ve kilim dokunarak pazarlara sürülüyordu.

3- Halkın meslek ve gelir gruplarına göre dağîlimi (1845 yılında)

a) Hane reislerinin mesleki dağılımı

Temettuât sayımlarındaki verilerden elde edilen en önemli bilgilerden birisi de şehir ve köyde yaşayan kişilerin meslekleri ve bu mesleklerden elde ettikleri gelirlerdir. Köylerde yaşayanların meslek durumları şehir merkezine göre daha farklıdır. Kırsal nüfusun meslek gruplarına bakıldığında, köylü ekonomisinin temelini meydana getiren bağımsız küçük çiftçiler çoğunluktadır.

Kamil köyünde yaşayan 85 hane reisinin mesleğinin çiftçi olduğu görülmektedir. Bunun dışında köyde, başka işlerle iştigal eden 2 hane reisi bulunmaktadır. Bunlardan biri köy camisinin imamı, diğeri ise hatiptir. Bunların dışında, sayım defterinde mesleği çiftçi olarak yazıldığı halde, başka işler de yaptığı anlaşılan hane reisleri vardı. Defterlerde,  demirci hasan usta, tuzcu hasan baba, zabit Osman, vekil harç İbrahim, gibi isimler geçmektedir. Bunların lakap ve unvanlarından demircilik, tuzculuk, zabitlik yaptıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca bu kişilerin gelirleri arasında ticaret gelirleri de bulunmaktadır. Sonuç olarak kâmil köyünde temel faaliyet ve geçim kaynağı çiftçiliktir.

b) Hanelerin gelir kaynakları

Tablo 5- Meslek gruplarınca elde edilen gelirlerin

Kaynakları itibarıyla dağılımı/ kuruş, 1845

Gelir kaynakları                       çiftçi                imam/ hatip    

1- Tarımsal gelirler
a- Bitkisel üretim                    6565 kuruş      240 kuruş
b- Bağ                                    13249 kuruş    320 kuruş
2- Hayvancılık                                               
a- Büyükbaş                           2825 kuruş      130 kuruş
b- Küçükbaş                           1749 kuruş      20,5 kuruş
3- Ticaret                                1795 kuruş     
4- Zuhûrât                               1390 kuruş     
Toplam                                   27573 kuruş    710,5 kuruş
Genel toplam                          28283,5 kuruş

Tablodaki verilere göre, köyde temel faaliyetin ve geçim kaynağının tarım gelirleri olduğu görülmektedir. Bu durum, daha önce bahsedilen “ köylü ekonomisi” modelinin varlığını daha kesin bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Köyde birinci gelir kaynağı bağcılıktır. İkinci sırada ekili tarlalardan elde edilen bitkisel üretim gelirleri gelmektedir. Üçüncü sırada büyükbaş hayvanların gelirleri, dördüncü sırada ticaretten elde edilen gelirler yer almaktadır. Küçükbaş hayvanlardan elde edilen gelirler beşinci sıradadır. Kaynağı belli olmayan ve köylünün her seneki gelirleri arasında yer almayan zuhurat denilen gelirler ise beşinci sıradadır.

c) Haneler arası gelir dağılımı

Küçük üretici durumunda olan köylü işletmeciliğinin yaygın olduğu köylü ekonomisinde hanelerin gelir düzeyleri arasındaki farklar azdır.

Tablo 6- hanelerin gelir gruplarına göre dağılımı/kuruş

Köyde hanelerin büyük çoğunluğu 0- 500 kuruş arasında gelire sahiptir. Köyde en düşük geliri elde eden cebren oğlu âli’dir. Çiftçi olan bu kişinin geçimini sağladığı, 1,5 dönüm tarlası, yarım dönüm bağıyla, bir merkebi ve bir düğesi bulunuyordu. bu kişinin sahip olduğu mallardan, yıllık geliri 114 kuruştur. Köyde yaşayan, kader oğlu Mehmet efendinin de 115 kuruş yıllık geliri bulunuyordu.

            Köyde en yüksek geliri bulunan kişi, çiftçilik yapan semerci oğlu hasan usta olup, yıllık geliri 658 kuruştur. Bu kişinin, 3 dönüm tarlası, 2,5 dönüm bağı, bir çift öküzü ve bir düğesi vardı. Köyde ikinci en yüksek gelire sahip olan kişi, çiftçilikle geçinen Süleyman oğlu Ahmet’tir. Bunun da 100 kuruşu ticaretten olmak üzere, 647,5 kuruş yıllık geliri vardı. Süleyman oğlu Ahmet’in bu gelirleri sağladığı menkul ve gayrimenkuller şunlardı: 2 dönüm tarla, 1 dönüm bağ, 3 inek, 30 koyun, 25 keçi, 25 adet yoz keçi ve koyun, 1öküz ve 1 düğe. Köyde en çok gelire sahip üçüncü kişi ise yıllık 586 kuruş geliri olan çenbiloğlu âli’dir. Bu kişinin 2 dönüm tarla, 1 dönüm bağ, 5 adet sağmal koyun, 25 adet sağmal keçi, 30 adet yoz koyun ve keçi, bir çift öküz, 1 adet merkebi vardı. Çenbiloğlu âli gelirinin 100 kuruşunu ise ticaretten sağlıyordu.

Köyde hiç geliri olmayan hane yoktur. Ancak, köyde yaşayan cebrenoğlu Mehmet başkasının yardımıyla geçinmektedir. Bu kişinin 2 dönüm tarlası ve bir öküzden yılda 45 kuruş geliri olmasına rağmen defterde başkalarından aldığı 100 kuruş yardımla geçindiği belirtilmektedir.  Yine çiftçilik yaptığı halde, düşkün olduğu belirtilen karakulak oğlu Mustafa’nın da yıllık 220 kuruş geliri vardı. Buna rağmen bu kişide başkalarının yardımlarıyla hayatını idame ettirmektedir.

Köyde yaşayanlar hane reislere devlete yıllık 80-100 kuruş arasında vergi veriyorlardı.

4- Köyde kullanılan unvan ve lakaplar

Kişilerin sosyal statüsü ve sülalesini gösteren unvan ve lakap kullanımı Osmanlı toplumunda oldukça yaygındır. Kamil köyü halkının kullandıkları unvan ve lakapların bilinmesi bu bakımdan önemlidir. 1845 yılına ait sayım defterinde hane reislerinin lakap ve unvanları da belirtilmiştir.

Köyde hacı unvanını kullanan iki hane reisi vardı. Bunlardan biri çiftçi, diğeri ise köyün imamıdır. o zamanki ulaşım şartlarının zorluğu ve ekonomik şartlar köy halkının hacca gitmesini engellemiştir. o dönemde ancak, uzun bir yolculuktan sonra hac görevini ifa ederek hacı olunabiliyordu.

Köyde efendi unvanını kullanan 6 kişi bulunuyordu. “efendi” okuyup yazması olanlara unvan olarak verilen bir tabirdir. tanzimat’tan önce orduda binbaşıya kadar olan rütbe sahiplerine de resmen efendi unvanı verilirdi. tanzimat’tan sonra efendi unvanı, resmi muamelatta yalnız okuryazarlara ve mektep talebelerine tahsis edilmiştir. 1845 yılında kâmil köyünde efendi bu unvanı kullanan 6 kişiden 2’si köyün imamı ve hatibidir. Diğer 4 kişi ise çiftçilikle iştigal etmektedir. Demek ki çiftçilikle uğraşan bu dört hane reisi, okuyup yazmasını bilen insanlardı.

“ağa” yüksek mevki sahipleri hakkında kullanılır bir tabirdir. Bilhassa tanzimat’tan önce ıstılahlarda ağalık pek mühimdi. Yeniçeri ocağı zabitlerine umumiyetle ağa denilirdi. Sonraları okuma yazması olmayanlar hakkında kullanılmıştır. tanzimat’tan sonra ise alaylı zabitlerden okuma yazma bilmeyen mülazım ve yüzbaşılara ağa denirdi. Köyde ağa unvanını kullanan bir kişi yaşamakta idi.  66 nolu hanede yaşayan ve çiftçilik yapan Ömer ağanın yıllık 499 kuruş geliri bulunmakta idi.

Köyde Bektaşî şeyhlerinin ulularının unvanı olan “baba” tabirini kullanan bir kişi yaşıyordu. Hasan baba olarak deftere kayıt edilen bu kişi aynı zamanda tuzculukta yapmakta idi. köyde usta unvanını kullanan 3 kişi vardı. Bunlardan birincisinin demirci, ikincisinin semercilik yaptığı anlaşılıyor. Üçüncüsünün ise hangi meslekte usta olduğu defterdeki bilgilerden anlaşılmamaktadır.

Sayım defterinde şahısların çok çeşitli lakaplar kullandıkları görülmektedir. bunları şu şekilde gruplandırabiliriz. Kamil köyünde lakap olarak herhangi bir isim, (mahmudoğlu, ramazanoğlu, süleymanoğlu) dinî bir tabir, (müezzinoğlu, kadıoğlu, dervişoğlu) kişinin herhangi bir uzvunun eksikliği veya fazlalığını belirten bir isim, (köseoğlu, topal ahmetoğlu, uzunoğlu, karakulaoğlu, köse mehmetoğlu) etnik menşe bildiren bir isim, (bosnalınınoğlu, arnavutoğlu)  yapılan  bir mesleğe istinaden verilen bir isim (kebabcıoğlu, semercioğlu, arabacıoğlu) ve bazı hayvan isimleri (kurtoğlu)  kullanılmakta idi. köyde yaşayan üç kişi ise herhangi bir lakabı yoktu. Bunun yanında bazı hane reislerinin meslekleri yazılırken, lakapları belirtilmemiştir. bu yüzden bu kişilerin sülalelerini tespit etmek mümkün olmamıştır (hacı mehmet, köy imamı hacı feyzullah efendi, demirci hasan usta, vekilharç ibrahim, hatip osman efendi, tuzcu hasan baba, zabit osman gibi). Köyün en büyük sülalesi 6 haneye sahip olan cebrenoğullarıdır. Daha sonra köyde 5 hanesi olan çenbiloğlulları gelir. recepoğulları ve siyavuşoğullarının ise köyde 3’er haneleri mevcuttur. Köyde 2 haneye sahip olan 15 sülale vardır. Köyde bir haneden ibaret olan sülale sayısı ise 30’dur.

Kaynakça

Yrd. Doç. Dr. Şerif Korkmaz
Başbakanlık Osmanlı arşivi
Maliye vâridât kalemi, temettuat defterleri, 15004 
Claude cahen, Osmanlılardan önce Anadolu da Türkler, (çev. yıldız moran) İstanbul 1994.
Mustafa Akdağ, Türkiye’nin iktisadî ve içtimaî tarihi; c. 1 (1243-1453), İstanbul, 1995.
Mustafa Nuri paşa, netayicü’l-vukuât, kurumları ve örgütleriyle Osmanlı tarihi, c. i-ii, (haz. Neşet Çağatay), Ankara, 1992.
Musa çadırcı, “ Tanzimat döneminde Osmancı ülke yönetimi (1839-1876)”, ix. Türk tarih kongresi, c. ii, Ankara, 1985
Ömer Bakırer, “Bizans danişmend Selçuklu ve beylikler dönemlerinde çorum”, 5. hitit festivali komitesi Çorum tarihi, tarihsiz.
Tevfik Güran, 19. yüzyıl Osmanlı tarımı. İstanbul, 1998.
Vecihi Tönük, Türkiye’de idare teşkilatı, İstanbul, 1945.




Anket
Kamil Köyü Web Sitemizin Tasarımını Değiştirelimmi?
Evet
Bu Şekil Çok Güzel
Oylar : 93

 

 

 
_____   SPONSOR FİRMALAR   _____
 
  
 
 
  
 
 
  
 
 
  
 
 
  
 
  
 
  

Kamil Köyü web sitemiz; Tüm köy halkı adına onların düşüncelerini, yaşantısı ve hayatını gelecek nesillere aktarma düşüncesi ile hazırlanmıştır.

Copyright 2007 - 2019

                                                                                                                                                                                                                                                                                               Design Dilernet